18 Kasım 2011

Gerçekleşmemiş Kabuslar ve Kabuslaşan Gerçekler


    Gözlerimi açıyorum. Evimdeyim. Bir şeyler tanıdık geliyor. Bir o kadar da yabancılar aslında. Çünkü 4 sene önce ayrıldığımız evimdeyim. Takvime bakıyorum: Ağustos 2007.
    Bir şeyler yolunda değil. Uzun uzun düşünüyorum acaba tüm bu yaşadığım 4 sene rüya mıydı? Rüya değilse neden buradayım? Rüyaysa da sevinsem mi üzülsem mi bilemiyorum. Verdiğim tüm kararlardan memnun muydum? Değiştirmek istediğim bir şeyler var mıydı hayatımda? Kararını bu gördüklerine göre ver diyen ilahi bir mesaj mıydı bu?
    Sanki bu sabahı daha önceden yaşamış gibiyim. Birden bir ses duyuyorum oturma odasından gelen. Oturma odası ne taraftaydı? Peki ben bu sesin oturma odasından geldiğini nereden biliyorum?
    Bu 4 seneyi tekrar mı yaşayacağım yoksa? Ne olur bana bu günleri tekrar yaşatmayın. Ne olur bu acıları tekrar görmeyeyim…
    On dakikada bir kendimi başka bir mekanda buluyorum. Her mekan tanıdık, her yüz aynı, her konuşma geçmişten acı bir ferman… Saatlerce tüm yaşadığım acılar, tüm gerçeklerim bir bir geçiyor gözümün önünden. Tüm pişmanlıklarımı tekrar tekrar yaşıyorum.
    İnsanlar yüzüme vuruyor verdiğim yanlış kararları, yapacağımı söyleyip de yapamadıklarımı. Yalnızım, kimse sesimi duymuyor. Bu kabusun bir sonu olup olmadığını düşünüyorum. Öldüm de hesaba falan mı çekiliyorum?
    İnsanın en kötü kabusunun yaşamaktan korktuğu şeylerden değil de hayatındaki en acı anılarından oluşması garip. Yaşamadığın acıyı bilemezsin derler ya, gördüğüm şeyler bilmediğim şeyler değil. Bildiğim en büyük acıları tekrar tekrar yaşıyorum.
    Yaşamaktan korktuğun acıların değil de yaşadığın acıların kabusun olması iğrenç. Aslında işin en kötü yanı ne biliyor musunuz? Gördüğünüz hayat sizin hayatınız olduğu için rüyanızda ne gördüğünüzü unutmuyorsunuz. Aksine, tüm o acıları tekrar hatırlıyorsunuz. Geçmiş tekrar tekrar vuruyor tokadı yüzünüze, ben burdayım diyor, bir yere gitmedim.
    Beni tanıyanlar geçmişine pek de bakmadan geleceğini şekillendirmeye çalışan biri olduğumu bilir. Artık bunu yapamayacağıma karar verdim. Bilinçaltım bana acımasızca ders veriyor resmen. Yalnızım diyorum bazen, ama daha yalnız bir zamanımı yaşatıyor. Bir şeyler hayatın sonuymuş gibi geliyor bazen, ama daha büyük acılar yaşatıyor.
    Ben gerçekleşmemiş kabuslarımdan korkarken, gerçeklerim kabuslaşıp geceyi bana zehir ediyor.


10 Kasım 2011

Yüzleş!

    Sırtını dönersen gerçeklere, karşından değil de arkandan alırsın darbeyi. Görmediğin şeyleri zamanla unutursun. Ama unutma ki beklemediğin şeyler canını daha çok acıtır, daha uzun sürer etkisi.

    İtiraf etmek gerek bazen. Hem kendine itiraf etmek, hem diğerlerine. Yüzleşmek gerek gerçeklerle. Sadece hayallerin olsa da ulaşman gereken, hayallerine giden yoldaki engellerin gerçek olduğunun farkına varmak gerek... Gözlerini açık tutmak gerek ki arkana saplanmasın bıçak, ne de olsa göz göre göre kalbe saplanan bıçak bile sırta saplanan bıçaktan daha az acıtır.

    Hızla akıp giden zamana uymak gerek bazen. Zamanı kendine uyduramayacağını görmek. Akan suyun peyniri götüreceğini farkeden farenin barajın önünü kapamaya çalışması ne büyük ahmaklıksa, senin de koşup peyniri almaktansa zamanı durdurmaya çalışman o derece aptallık.

    Bazen yüzleşmek gerek gerçeklerle, karşında seni bekleyenleri görmek, onlara karşı hazırlanmak bile değil, sadece karşındakilerin farkında olmak gerek. Arkana bakarak yürürsen hem yavaşlarsın, hem düşersin. O yüzden bırak gerçeklere sırtını dönmeyi ve yüzleş!