19 Eylül 2011

Aç kalma evladım

    Yerdeki yaprağa gözüm çarpıyor. Sürekli yerde bir çember çizip duruyor. Rüzgar olduğu yerde döndürüp duruyor onu. Biz de öyle değil miyiz? Hayat bizi de böyle olduğumuz yerde döndürüp durmuyor mu bazen?
    Mühendislik fakültesinin dönen kapısına bakıyorum. Dakikada kaç defa dönecek acaba? Sonra kapının otomatik olmadığını farkediyorum. Hayatta da bazı şeyler zamanla olur diye beklerken emek vermeden gerçekleşmeyeceğini farkedip hayal kırıklığına uğramıyor muyuz? Amaan. Boşver gitsin...
    Yerdeki çimlerde yiyecek arayan arılara takılıyor bu sefer de gözüm. 13 tane arı var ve hepsi bir arayış içinde. Ben nerdeyim peki? Ağacın gölgesinde oturmuş Merkez Kampüsten Doğu Kampüse gidecek RİNG'i bekliyorum.
    Midem tam o esnada uyarıyor beni. Sabah kahvaltı yapmadığımı hatırlıyorum. Öğle yemeği de yemedim. Demek ki insan beyni açlık sırasında çok saçma detaylara takılabiliyor. Aslına bakarsanız açlığın ötesinde bir de uykusuzum. Caffeine as a way of life modundayım. (Bir yaşam tarzı olarak kafein) Kahve, Kola ve Enerji Hapıyla ayakta duruyorum.
    Hani anneler "Aç kalma evladım" derler ya çocuklarına. "Allah Allah salak değilim ya tabii ki yerim birşeyler acıkınca" diye düşünürdüm hep. Meğer haklılarmış. Zamanınızı bir düzene sokmayınca yemeğiniz de arada kaynıyormuş. "Hadi oğlum yemek hazır" diyen birinin olmaması büyük kayıp. Bir de tam yemek vakti sizi uyanık tutması için içtiğiniz Cappuccino sizi tok olduğunuza ikna edip iştahınızı kapatırsa daha da fena oluyorsunuz böyle durumlarda. (Anneme not: İyiyim ben canım annem sıkma canını sen)
    Tam o esnada iki kişi geçiyor yanımdan. Konuşurken söyledikleri kelimeleri yakalayıp Google Translate aracılığıyla hangi dilde konuştuklarını bulmaya çalışıyorum. Hala Mühendislik Fakültesinin önünde o RİNG denen otobüsü bekliyorum.
    Otoparktaki plakalara takılıyor gözüm. 06 EN, 06 VEG, 06 TUK… Neyse boşver. Anlamlı birşeyler de çıkmıyor zaten. Etrafıma bakıyorum. RİNG'in saati geçmiş. Esniyorum hafiften. Fakültenin önündeki ağacın gölgesinde uyuyakalmışım. (Resimdeki ağaç) Uykusuzluk kötü.
    Belki giden varsa bilir, bu Bilkent'in her yerinde hız kasisleri var. Sürücüler hızın dozunu kaçırınca fena çakılıyorlar. Hayatımızdaki hız kasislerini, yani engelleri görüp kendimize çekidüzen vermezsek biz de dağılmıyor muyuz?
    Bazen kendimizi insanlardan soyutlayıp etrafımıza bakmalıyız kesinlikle. İnsan Kaynakları'ndan uzaklaşıp İlham Kaynakları'na yönelmeliyiz. Çevremizdeki herşey bize bir mesaj niteliğinde olabilir.
    Neyse ben uyuyorum hocam.


Hiç yorum yok: