28 Ağustos 2011

Kalemimi verin bana

-Kalemimi verin bana...

    Son yükselen ses buydu büyükçe bir mahkeme salonunda. Herkes dönüp bu kısa kirli sakallı sarışın adamın iri, masmavi gözlerine bakıyordu. İki koluna girmiş görevlilerse bu uzun boylu adamı taşımakta zorlanıyordu.

    Yorgun ve bitkin bakan gözlerine rağmen iki kolunu hafifçe çekiverse onu taşıyan görevlileri devirebilecek kadar güçlü görünüyordu. Mahkeme salonundaki en iri adam. Bir koşsa arkasından hiç kimse yakalayamazdı halbuki. Beş dakika sürmezdi ufukta kaybolması. Gözlerden kaybolurdu da kimse onu bulamazdı.

    Aklından neler geçtiğini dışarıdan görmek çok zordu. Belki de hiç bir şey düşünmüyordu. Sadece yürüyordu ağır ağır. Koridorun sonuna giderken arkasından bakakalan yüzlerce yaşlı göz bırakmıştı sadece.


19 Ağustos 2011

Anne ben sosyal oldum


    Yolda yürürken daha çıkmamış bi filmin afişini gördüm. Hemen facebook'ta sayfasını beğendim. Ayağım tökezledi. Güncelledim "Az kalsın düşüyodum :/"

    Geçen gün arkadaşlar "Gel hentbol maçına gidelim!" dediler. Ama istemedim. Zorla götürdüler. Sahaya girdik. Yazdım "Hentbol maçındayım! Maç çok heyecanlı!" diye. Sonra eve gidince hobilerime ekledim "Hentbol maçına gitmek" diye.

    Dışarı çıktık. Arka sokakta kavga vardı. Aldım elime telefonu. Yazdım "Kavgaya karışmadan çıksak iyi." Sahilden geçerken fotoğrafımı çektim. Yükledim hemen. Baktım 1 kişi beğenmiş. Mesaj attım herkese "fotomu beğenir misin?" diye. Birden sayı 15-20-25... artmaya başladı. Kapattım telefonumu, eve gidince egolarımın ne derece tatmin olacağını merak ederek.


11 Ağustos 2011

Biraz daha lütfen.

    Gözlerimden birini hafif aralayıp etrafıma bakınıyorum. Odamdayım sanırım. Başımın altında yastığın yumuşaklığını hissediyorum. Çok şükür yere düşmemişim bugün uyurken. Hafifçe yana dönerken çarşaf sırtımı okşuyor.
    Pencere yanındaki yatağım beni her sabah solumdan kalkmak zorunda bıraksa da günümün güzel geçmesi ümidiyle uyanıyorum yeni güne. Yine bir yaz günü. Açık pencereden içeri giren rüzgar perdeleri salladıkça, güneş ışığı içeri girecek bir delik buluyor. Yatağın ışık görmeyen tarafına doğru yuvarlanıyorum. Hala gözlerimden sadece biri hafifçe aralanmış durumda.
    Bu üstümdeki ağırlık da neyin nesi? Kaç saattir uyuyorum acaba? Saatime bakmalıyım... Elimi telefonuma uzatıyorum. Gitmiş. Yere bakıyorum tek gözümle. Yattığım yerden uzanamayacağım kadar uzaklaşmış. Nasıl gitmiş ki oraya? Yine de merakımı gidermek için kendimi biraz zorluyorum telefonumu almak için... Lanet! Yere düştüm... Telefonumun kilidini açmaya çalışıyorum. Şifremi giriyorum. Açılmıyor. Tekrar deniyorum. Yine olmuyor. Uyku sersemi yanlış giriyorum galiba. Son kez tane tane giriyorum şifremi. Saat hala sabahın sekizi... Neden uyanmıştım ki bu saatte?... Neden uyanmıştım ki gerçekten?
    Güneş gözümü alıyor. Bugün neler yapmam gerektiğini hatırlamaya çalışıyorum. Doğru ya... Bugün bir buluşmam vardı. Kiminleydi acaba? Telefonuma bakmalıyım... Herşeyimi telefona yazıyorum. Bunu da yazmış olmalıyım. Telefonum nerde peki? Telefon uzanamayacağım bir yerde yine... Uyanınca bakarım... Uyanık değil miyim zaten?
    Sinirlenip kafamı vuruyorum arkaya doğru. Ama başımın arkasında bir yumuşaklık var. Ne ki bu yumuşaklık? Yastık olabilir mi? Yere düşmemiş miydim ki ben? Yatağımda mıyım gerçekten? Ne ara geldim buraya ben? Hatırlamıyorum... Saat on falan olmalı. Biraz daha ayılmış gibiyim... Ama hala uykum var... Lütfen uyumama izin verin... Lütfen bir daha uyanmayayım...