07 Ekim 2010

İstemek

Bir şeyi istemek. Herşeyden ötedir "bir" şeyi gerçekten istemek. İstemek hayattan ötedir. Çünkü istemek, hayatı isteklerin doğrultusunda şekillendirir. İsteyen insan varını yoğunu koyar ortaya.

İsteyen insan engelleri düşünmez. İsteyen insan onu istediğine kavuşturacak yolları arar. İsteyen insan için; çekilen acılar istenenin elde edilmesinden öte bir duygu olamaz. Hatta isteyen insanın çektiği acılar onu istediğine götüren bir yoldur onun gözünde.

Acı çekmek onun için acı çekmek değildir artık. Bize göre acı olan şeyler onun için birer yoldur. Çabalar durur. İstediği onu istemese bile o istediğinden vazgeçmez. Umutsuzluğa yer yoktur o yolda. Sonunda hayal kırıklığı olmayan bir istektir bu. Uğruna herşey verilesidir.

"Gerçekten istemek" koşullu olmaz. Karşılıksız istenir gerçekten istiyorum diyebilmek için. Karşılık beklenen istekler uğrunda acı çekilir sadece. Bu istekler bir süre sonra vazgeçilebilecek kadar alçalır.


07 Eylül 2010

Ümit Besen - Güzel Gözlerin. (Dinlemeden ölmeyin)



Bütün gece tekrar modunda dinlenilesi Ümit Besen şarkısı. Sözleri de şöyle:

Anlatılmaz derinlerde ne gizler
Camlar gibi buğulanmış gözlerin
Şarkı söyler kirpiğinde çiçekler
Yağmurlu bir bahar gibi gözlerin

Yalnızlığın derdim olur ağlarım
Göz yaşını bir yağmurdur sanarım
Sensiz geçen her günüme yanarım
Canımın yarısı güzel gözlerin

Her bakışın bilmecedir çözülmez
Mutluluk mu öfke midir bilinmez
Onlarsızda inan hayat çekilmez
Canımın yarısı güzel gözlerin

Yalnızlığın derdim olur ağlarım
Göz yaşını bir yağmurdur sanarım
Sensiz geçen her günüme yanarım
Canımın yarısı güzel gözlerin


30 Ağustos 2010

en ruhsuz ayrılış senaryosu

--yaşanmamış hikaye--
ilişkisinin bittiğine hiç üzülmemesi gereken insan, bir sabah kahvaltısını yaptıktan sonra kahvesini yudumlarken internetten sevgilisinin facebook'taki duvarına bakıp da "X bekar." yazısını gören insandır.

"Ulan o kadar mı ortalık olduk iyi ki ayrılmışız hee." dedirten bi sevgilidir bu. Üzmeden ayrılır.


25 Ağustos 2010

insan beyninin basitliği

Biz dünyada bir prototipini görmediğimiz hiçbirşeyin hayalini kuramıyoruz. Mutlaka söylediğimiz şeylerin bir örneği dünyada var. Gözler mesela, gözleri farklı bir şekilde düşünemiyoruz. Kulaklarımız aslında gözlerimiz olsa dediğimizde ise bunun zaten yarasalarda olduğunu biliyoruz. Burnunun rehberliğinde hareket eden hayvanları biliyoruz. Spider-Man bir örümcekten esinlenmiş, şirinler ise tamamen insan görünümlü küçük mavi yaratıklar, Christopher Nolan bile varolan şeylerden esinlenerek bir senaryo oluşturmak zorunda (hehe). Tavşan şapkanın içinden çıkıyorsa çıkmadan önce de şapkanın içinde olmalı. Gözlerinden alev çıkaran adamı "ateş bulunmadan" hayal etmenin imkansız olduğu gibi hayal gücümüz tamamen sınırlı.

Yani insan beyni hiçbirşeyi daha önceki deneyimlerinden etkilenmeden (yoktan) oluşturabilecek kapasiteye sahip değil. Teorik olarak bu dünyada hiçbirşey icat edilmemiş, keşfedilmiştir. Tungsten'i keşfettik. Sonra bunun ampül olarak kullanılabildiğini keşfettik. Ama zaten parlayan bir çok madde var etrafımızda. "Güneş çok sıcak ve ışık saçıyor. Ben de bunu ısıtırsam ışık saçmaya başlayabilir." diyip ısıtıyorsunuz ve ışık saçmaya başlıyor.

Bir insan kafasından tamamen rastgele bir sayı sallayamaz. Siz bilmeseniz de mutlaka beyin önceki deneyimlerinden faydalanır o sayıyı üretmek için. Diğer türlü fiziksel ve biyolojik bütün kurallara aykırı olur.

Dolayısıyla insan beyni Tanrı fikrini tam olarak anlayamaz. Anladığını zannettiği Tanrı'yı da mutlaka kişileştirmeye, ona göz kulak burun takmaya çalışır ki kişileştirdikçe, kendi seviyesine indirdikçe Tanrı'nın kusurlu bi varlık olduğunu düşünmeye başlar. Sonra da benim aradığım tanrı bu değil diyip isyan eder. Ne kadar muazzam ve ne kadar basit bi beynimiz var.


24 Ağustos 2010

blogging-stayla

*klavye döverek* rahatladığım her halimden belli oluyor sanırım. yazıyorum rahatlıyorum, rahatlamak için yazıyorum. rahatlayınca yazmayı bırakıyorum. belki siz görmüyorsunuz ama arada bir sırf rahatlamam son bulduğu için yarım bıraktığım sonra da tamamlamadan sildiğim paragraflarca blog yazısı var.


17 Ağustos 2010

17 Ağustos diyince...

17 Ağustos diyince aklıma gelen tek şey doğduğum yer olan Gölcük'e gittiğimizde annemle babamın bana "Bak sen bu hastanede doğmuştun" demesi ve oraya baktığımda masmavi denizden başka hiçbirşey görememiş olmam.

O sular altında kalmış binanın çatısı zar zor seçiliyordu denizin maviliğinde. Ben hiç doğmamış gibiydim. Bir depremin benim bu dünyaya gelişime, ilk nefesimi alışıma dair tüm anıları o binayla birlikte yerle bir etmesi gerçekten garip. Hiçbir yakınım ölmemişti, zarar görmemişti. Sadece ben ölmüştüm orada. Hem de en ufak bir sarsılma yaşamadan.


15 Ağustos 2010

web tasarımcının günlüğü

1.gün: birden telefon çalar bakalım bu sefer ne olacak hadi bismillah diyip telefon açılır.
-Merhaba, ben Süleyman Kapakçı (rastgele isim).
-Memnun oldum ben de Alper Gündoğdu.
-Bir web tasarım işi vardı da yapabilir misiniz? (Olaya bak anasını satıyım. Detay metay yok. la havle vela..)
-Boş olduğunuz bir zaman işyerinize gelebilirim isterseniz o zaman konuşuruz.
-Tamam bugün gelebilir misiniz? (yuh. saat 4 olmuş arkadaşım.)
-Yarın gelebilirim adresi verin
-...
-Tamam ben yarın 1 gibi işyerinize uğrarım.

2.gün: gidilir işyerine kısa bir beklemenin ardından Süleyman beyle görüşmek için içeri alınırsınız.
-Merhaba ben Alper Gündoğdu.
-Biz de tam sizi bekliyorduk. Site işi için değil mi?


ters insan

bi kaç madde.
  • Salağın tekiyim. Ama bazen çok zeki olduğumu düşünebiliyorum.
  • Üşengecin tekiyim. Ama hep ilerleyiş içinde olmak istiyorum, hırslıyım.
  • Hep daha fazlasını istiyorum. Ama her durumda elimdekiyle yetiniyorum ve mutluyum.
  • Bana faydası olmayan şeylerle ilgilenmiyorum. Ama başkalarını kendimden çok düşünüyorum.
  • Duygularımı içimde yaşıyorum. Ama onları içerde biyerlerde unutuyorum.
  • Neden böyle diye soruyorum. Ama nedeni olduğunu düşündüğüm varlığa daha sıkı bağlanıyorum.
  • Varlık içinde yokluk arıyorum. Ama yokluk içindeki varlığı buluyorum.
  • Geçmişimi düşünüyorum. Ama şu anki halimi hatırlıyorum.


13 Ağustos 2010

fobi ve hobi

ya şimdi mesela bişeyden korkuyosun ona korku deniyo ama sonra korkunun kontrolden çıkması böle çarpıntıyla yüz kızarmasıyla tansiyonla falan kendini belli etmesi fobi oluyo.

ölülerden korkuyosun nekrofobi oluyo karanlıktan korkuyosun akluofobi oluyo, yüksekten korkuyosun akrofobi oluyo (abi bende var bundan.), şeytanın sayısı diye 666'dan korkuyosun heksakosioiheksekontaheksafobi oluyo. (bu gerçek)

hobi'ler için de aynı şey geçerliymiş. hobinin kontrolden çıkması artık böle alışkanlık gibi yapılması. mesela biri meraba diyince "sen eşek ben araba", iyi akşamlar diyince "kovalasın tavşanlar." demek gibi böle aniden yapılan şeyler var (bu ben değilim).

araştırdım buldum. klostrofobi kapalı mekanlardan korkmakken, klostrohobi de tam tersi kapalı mekanlarda kendini daha iyi hissetmekmiş. akrohobi de yüksekleri sevmekmiş demek istediğim halde yokmuş öyle bişey... bana öyle bi ek lazım ki sonuna eklediğim kelime onun alışkanlığına sahip olduğumu göstersin. bulamadım gitti...

ps: 666 eski okul numaram diye benden korkan heksakosioiheksekontaheksafobik insanlar varsa artık numaram 85 korkcak bişey kalmadı. (tabi okdontapentafobik değilseniz. hehe.)


08 Ağustos 2010

Inception. aslında böyle bi yazı yok.

bu yazı aslında yok. çünkü ben bu yazıyı yazmadım. çünkü başka birisi zaten yazmış.

Pinky Freud: Christopher Nolan'ı Filozof İlan Edelim

alın okuyun. üşendim ben.


i-Doser Sanal Uyuşturucu

bir arkadaşın tavsiyesi üzerine i-Doser adlı programı indirdim. Söylediklerine ve nette iddaa ettiklerine göre beyninize gönderdiği ses dalgalarıyla sizi istediği ruh haline sokabilen bir programmış.

Uyuşturucu etkisi yaparak insanı uyuşturucu ihtiyacından kurtardığı da söylentiler arasında. Bu programı kullanarak nikotini, uyuşturucuyu, alkölü bırakan insanlar da mevcut. çoğu insan kendinizi şartlarsanız tabikide etkiler beyninizi falan diyo ama ne bileyim yatmadan önce eroin almış gibi oldum açıkçası ben. denemenizi tavsiye ederim.

Burdan indirin: http://download.cnet.com/I-Doser/3000-2054_4-10396009.html

burada sadece alcohol ve content var. memnun kalırsanız internetten "dose files" şeklinde aratarak daha fazlasını bulabilirsiniz.


31 Temmuz 2010

ccc'ye alternatif aramak

ccc alper ccc yapınca ülkücü havası katıyosun olaya. o yüzden ideolojik bi destekleme olmasın diye farklı bi harf bulayım bari.

aaa alper aaa: şaşırma havası katıyo malesef o yüzden kötü.
bbb alper bbb: hadi görüşürüz alper.
ccc alper ccc: konumuz bu zaten.
ddd alper ddd: bilen programcılar bilir.
eee alper eee: 'ee abi?' havası var bunda da.
fff alper fff: üfffleme uffflama havası katmış malesef
ggg alper ggg: alper bittin olum sen. (bkz: gg)
hhh alper hhh: çok genizden geliyo hııhhh hıhhhhhhh yapar gibi. arap mıyız lan biz?
iii alper iii: 3 alper 3.
jjj alper jjj: jenna jameson geliyo aklıma aman allah korusun.
kkk alper kkk: (bkz: ku-klux-klan)
lll alper lll: lelelele diye okunduğu için kötü bi havası var. devamını getiresin geliyo
mmm alper mmm: iyi niyetli düşünürsek olur ama kötü niyetli çok insan var
nnn alper nnn: nenene diye okunuyo fazla şaşkın "ne? NE? NE?!?!" gibi.
ooo alper ooo: ooo eller havaya partiye akalım vuhu falan.
ppp alper ppp: görüntü kirliliği
rrr alper rrr: -"necmettin kalk bi hrrr'lama duydum." -"kedidir kedi"
sss alper sss: yılan hikayesine döndü bu olay. ama kötü değil bak bu
ttt alper ttt: tütütü maşallah
uuu alper uuu: uu beybi. eller havaya 2.
vvv alper vvv: bu güzel görüntüsü hoş ama bilemiyorum
yyy alper yyy: iğrenti.
zzz...


insanlar arası bağlar

---saçmalık uyarısı---
Şimdi hani elementler arası kimyasal bağlar oluyo ya. işte biz insanlar arasında da böyle bağlar oluşuyo. elementler arasında iki tür kimyasal bağ var. bunlar iyonik ve kovalent.

Kovalent bağ, ortak elektronlar, yani iki farklı çekirdeğe de ait elektronlarla oluşturulan bağlara deniyodu sanırım.
İyonik bağ ise zıt yük almaya eğilimli elementler arasında, bir elementin son yörüngesindeki bir iki elektronun öbür elementin son yörüngesindeki eksik bölümleri doldurmasıyla oluşuyodu. Yanlış tanımlamış olabilirim problem yok devam.

İnsanlar arası iyonik bağ, bir kişinin eksikliklerini diğer kişinin tamamladığı, tamamlayanın eksikliklerini de öbürünün tamamladığı karşılıklı tamamlamasyon tarzı bi ilişki oluyo.

Kimileri buna menfaat dese de o elementler kendi başlarına da durabilir bileşik de oluşturabilir. Elementler arasında menfaat diyebiliriz ama belki insanlar birbirlerini severler sonradan bu özelliklerini farkederlerse buna menfaate dayalı ilişki demeyelim.

"Sen fakir ama gururlusun bense zengin bir ailede yetişmiş birisiyim" cümlesini örnek alalım mesela. Parası için evlenirse tamam menfaattir ama türk filmlerinde böyle senaryo görülmemiştir sanırım. vay bee... Genelde iyonik bağlı insanlar öyle ayrı dünyaların insanları arasında oluyo yani bi nevi. Bu tarz ilişkiye sahip insanların bi kısmı suda çözünüyo ama sağlık olsun.

Kovalent bağa da örnek verecek olursak çok fazla ortak noktası olan insanlar arasında olabilir. "İkimiz de a müzik enstrümanını çalıyoruz, ikimiz de x seviyoruz, ikimiz de y'ye bayılıyoruz, ne kadar uyumlu bi çift olduk böyle." cümlesini örnek alırsak o iki insanı çift olmaya iten özellik ikisinin de a çalması x ve y sevmesi yani.

Google'da biraz araştırma yaptım da psikokimya diye bi olay varmış. hormonlar psikokimyasal maddelermiş. "ben seni aslında sevmiyorum nalan bak bu tamamen hormonal bi olay"


29 Temmuz 2010

Behind The Dark



70'lerden gelen şarkı. Moğollar - Behind The Dark. Avrupa'da doldurdukları ilk plakmış. Dinleyin genel kültür olsun hem.

Böyle isme böyle beste. Allah akıl fikir versin. :) o zamanların en güzelleri bunlar kınamamak lazım :D


facebook'a "birine bakıp çıkıcam" modu lazım

facebook'umu kapatmış olmam arada bi girmek zorunda olmamı değiştirmedi ve girip birilerine bişeyler söylemem gerekebiliyo bazen. işte bugün de o günlerden biriydi.

giriş yapıyosun bi mail geliyo. çıkış yapıyosun bi mail geliyo. inbox'ta gereksiz 2 mail. sonra tekrar şifre gir yok kelime doğrulamadaki iki kelimeyi baştan yaz bi ton "yok a seni özleyecek, b seni özleyecek" tarzı acındırmayı çek sonra kapat hesabı. sinir bozucu.

Giriş yaparken bi kutu olsun

birine bakıp çıkıcam

gibi böyle onu doldurup giriş yapınca hiç hesabımız açılmamış gibi olsun. ne güzel dimi?


Kahve ve ben

Bi önceki yazıda bahsettiğim beni çağıran hocamla kahve içmeye gittik. Daha doğrusu kahve içmek asıl amacımızdı diyebiliriz. Kahvenin tadı gerçekten güzeldi ama problem şurda: "Ben ve kahve ayrı dünyalarda yaratılmış iki varlığız. Bir arada düşünülemeyiz."

  • Ben alışkınım böyle bi dikişte hoooppp bitirmeye. Ama kahve alışkın değil hoooppp bi dikişte bitirilmeye.
  • Ben severim öyle şekerli şekerli içeyim mutlu etsin beni. Ama kahve alışkın değil insanları şekeriyle mutlu etmeye.
  • Ben alışkınım öyle şişeden, çaydanlıktan doldurup doldurup 3-5 bardak içmeye. Ama kahve alışkın değil şişeye doldurulmaya, termosta saklanmaya.
  • Kahve bardağa bile alışkın değil. Kahve fincanlara alışkın.
Tekrar söylüyorum kahvenin tadı gerçekten çok güzeldi. Hocama da ayrıca teşekkür ediyorum bunun için ama ben kahveyi sevsem bile kahve beni sevmeyecek.


26 Temmuz 2010

Megaman X

Bu oyunu bitirmeyen herkese tavsiyemdir bu oyunu bitirin. diğer oyunları falan hikaye en güzel megaman "Megaman X".

Burdan snes9x indirin.
Burdan da megaman x'i indirin.

ps:snes9x'in türkçesi varmış iyiymiş onu buldum linki güncelledim


arda abi naaptın sen

Arda Turan'ın vukuatlarını görünce bloguma yazmadan geçersem ayıp olurmuş gibi bi hisse kapıldım. Bu adamın çıkardığı kavgaları say say bitmiyo ya.

1. 2010 Dünya Kupası Avrupa elemelerinde Fatih Terim'e ve Emre Belözoğlu'na laf atan bi seyirci kendisine sataşan Arda Turan'a "erkeksen gel buraya" diyip Arda ve Emre'den "madem çok erkeksin sen buraya gel, terbiyesizlik etme" diyip çıkışmasıyla ağzının payını almış. Soldaki resimde görülüyo bu durum.

2. 2009-2010 Nisan ayında antremanda Caner'e yumruk atmış. Caner buna sert girişmiş, bu Caner'e çıkışmış, Caner "kim oluyosun sen ya" dyince yumruğu yemiş. Caner giderken Arda arkasından "Kimsin lan sen adam mısın" diye bağırmaya devam ediyomuş. Bu arada bunları ayırırken Sarbi(!)de arada bi yumruk yemiş. Abi sakin.

3. Almanya'daki Fenerbahçe - Galatasaray "Dostluk" maçının FB'nin galibiyeti ile bitmesinden sonra


biten hayatlar

bir hayat başlarken bir hayat bitiyor. unutmamak gerek ki biten hayat bizimki de olabilirdi. şükredecek bir tanrınız varsa şükredin. ölümden sonra dirilmeye inanıyorsanız da şükredin. şükredecek bir tanrınız yoksa da mutlu olun.


25 Temmuz 2010

siyah ebeveynler, beyaz bebek

Bu dünyada bişeylerin ters gittiği kanısındayım.

"-kimden peydahladın bunu?" denilemeyecek bi şekilde siyah anne babadan beyaz bebek doğmuş.

ben yaşayan hiçkimseye kızmıyorum. allah bağışlasın analı babalı büyütsün hatta.

ama kızdığım tek şey varsa. o da: "Mendel Kanunları" ve "Gregor Mendel". Yıllardır uyutmuş bizi resmen ya adama bak. Bezelyeyle yaptığın deney tabi insana uymaz arkadaş. Neyse saçmalamıyorum daha fazla. buna mucize diyorum. mucizelere inanmak güzel.

http://www.habervitrini.com/anne_zenci_baba_zenci__bebek_beyaz-474287.html


ruh halini kestirememek (+16 şarkı)



Bazı şarkılar vardır ya yazanın ruh hali hakkında "ayrılmış onun üzerine yazmış", "adam çok aşık abi", "platonik aşk yüzünden böyle bi şarkı yazmış", "ishal olmuş bu şarkıyı yazmış" falan şeklinde yorum yapılabiliyo.

Ama öyle şarkılar var ki yazanın nasıl bi ruh hali içinde olduğunu kestiremiyosunuz. Şarkının ana konusunu iyi yönde mi kötü yönde mi eleştirdiğini bile kestiremiyosunuz. İşte bu da o şarkılardan biri. Arif Sami Toker'in bu bestesi, Sevim Öztatlı'nın yorumuyla, tüm sevip de kavuşamayanlara gelsin. :D


Klavyeyi elimin kirine boğarak yazdığım oyun: Tank


Kendi çabalarımla 2 günümü harcayarak yazdığım tank oyunu. Oyuna hiç isim düşünmedim kısaca TANK oldu sadece. :)

Oyun Özellikleri:
- Tek tip düşman. yok şunun özelliği neydi yok bu ateş ediyo muydu diye hatırlamakla uğraştırmaz. Hiç ateş etmiyolar hepsi aynı ve direk üstünüze geliyolar.
- Skora bağlı level. Bi level atlayana kadar deli gibi puan kasıp ileriki levelde azcık puan yapıp da yüksek skor listesine girmek yok. Dahası level atladığınızda haberiniz bile olmuyor. Onun da dahası yüksek skor listesi de yok! :D
- Adrenalin modu. SPACE tuşuna bastığınız anda 20 tane füzeyi (30 da olabilir hatırlamıyorum) her açıya fırlatıp adrenalin moduna giriyosunuz. Ağır çekim olan bu modda kurşunların ve sizin hızınız 2'yle, düşmanların hızı ise 0.5'le çarpılıyor. Aynı anda atabileceğiniz kurşun sınırı ortadan kalkıyor.

Bu kadar yazmaya gerek yoktu aslında indirin oynayın. :)

link : http://www.4shared.com/file/vgRhbsQB/tank.html


Yazın ortasında sıkıldınız mı?

Yazın ortasındasınız ve sıkıldınız. Yapacak hiç bir şeyiniz olmadığını mı düşünüyorsunuz? Yada yoruldunuz ve biraz dinlenmeye ihtiyacınız var fakat sıcak yüzünden rahat dinlenemiyorsunuz. Canınız sıkıldığında yapılabilecek o kadar çok aktivite var ki saymakla bitmez. Fakat özellikle yaz için derlediklerim bakalım sıkıntınızı giderebilecek mi:
  1. İlk tavsiye olarak, yazın yaptığınız herşeyi fotoğraflayıp kendiniz için bir yaz albümü oluşturun.
  2. Pikniğe gidin.
  3. Dışarı çıkın ve fotoğrafçılık yapın. İnsanlar, doğa, arabalar ne bulursanız fotoğraflayın. Eminim güzel bir kaç poz yakalayacaksınız.
  4. Bir kitap okuyun ve kitabın filmini seyredin. İkisi arasındaki farkları bulun.
  5. Soğuk yiyecek ve içecek tarifleri öğrenin ve evde bunları deneyin (Örneğin: Salatalar, Milkshake tarifleri)


Su üzerine

Su. Belki hayatımızın her alanında olan. Dünyanın ve vücudumuzun hatta dışkımızın(bunu yazmasam olmazdı) 4'te 3'ünü kaplayan su hakkında en sevdiğim özellik negatif (-) pozitif (+) dinlemeden enerjinizin tamamını alması sizi nötr bi insan haline getirmesi. 4 insan var:

1.si bunalımda böyle canı falan sıkkın tamamen negatif (-) enerji dolu bi insan. Rakı Su onun negatif enerjisini nötr hale getirip insanın kendine gelmesini sağlıyor. En azından rahat düşünebilmesine yardım ediyor.

2.si ise yerinde duramadığı için canı sıkkın pozitif (+) yüklerin ve enerjinin dolup taştığı ama yapacak bişey bulamayan insan.


Nefret ettiren insan tipleri: top 3 listesi

Bugün bir msn konuşmam sırasında en nefret ettiğim 3 tip insan modelinin temel portresini çizmeyi başardım. İnsan tipi'nden kasıt bu hareketleri sürekli tekrarlayan insanlar. Bir nevi bu hareketleri yapmanın içine işlediği insanlar diyebiliriz.

Nefret ettiğim insan tipi 3; "internette herhangi bişeyi umuma açık olarak paylaşıp arkadaşlarından 'altına yorum yapmalarını isteyen' kişi":

Bu tip insanlar friendfeed, facebook, blogger'da sık sık bulunabilir (henüz ülkemizde digg ve twitter o kadar da popüler değil çok şükür. Ayrıca twitter'da iyi ki yorum sistemi yok.) Bu insanlardan nefret etmemin tek sebebi,


reklamlar

Bu tarz reklamlar çok ilginç ya tamam reklam olduğunu biliyorum. tıklayınca saçma sapan bişey çıkacağını da biliyorum. yaptığıma değmeyeceğini de. ama elimde değil sanki ilahi bi güç aldırıyo elime fareyi bulmacayı çözdürüyo bana. daha ilginç reklamlar var.

- eteği kaldır, melodini indir
- kızı yen, gücünü göster
- zırva...
- daha çok zırva...

reklam olduğunu bile bile dikkate alıyorum niye ben böyleyim...


izmirim güzel izmirim

izmir güzel izmir. Seviyorum be seni.  kıçımızı terletip yaksan da sen bizim biricik kentimizsin. Deniz havasıyla biraz olsun serinlemen gerekirken balkanlardan gelen soğuk hava dalgalarına bile isyan ediyosun ya helal olsun. Çarpık kentleşmen, bi dolu gecekondularınla, Konak meydanındaki çekirdek kabuklarıyla, düşük bel pantolon giyip göbeklerini iyice gösteren göbekli kızlarınla (çok yüksek oranda yok bunlardan ama sık sık rastlıyosunuz), ortalıkta dolaşıp peçete satan çingene çocuklarıyla, ter kokan toplu taşıma araçlarınla, bi yandan sıçıp üstünü de sıvayan belediyenle, yıllardır sürdüğü halde bi türlü adam olamayan metro hattınla seviyorum seni. Oh be döktüm içimi. yeter bu kadar. Ama şu deniz manzarası yok mu şu deniz manzarası... insanın içini bi güzel yapıyo ya insan mutlu oluyo. iyi ki varsın izmir.


can sıkıntısı neler yaptırıyo

Evdeyken canım sıkılınca aldım elime lego dolu kutumu telefonuma böyle bi platform yaptım. hem de lego deyip geçmeyin yeterince sağlam oldu. ayrıca yapımı küçük görmeyin kendi etrafında 360 derece dönebilen platform bu.


dinlemeye değer



tamam şarkı çok salak sözleri falan ama ne bileyim fena da değil hani darbuka falan... ŞARKIYI SEVDİĞİMİ SÖYLEMEDİM! Ama nedense dinliyorum sürekli ve duramıyorum. :| sinir şarkı. Bu adamın son albümü olmuş (sebebini tahmin etmek pek zor olmasa gerek).

Ayrıca anadolu şehirlerinden birinde yaptığı konser (hangisi hatırlamıyorum) bunun konserden sonra linç edilmesiyle sonuçlanmış. Açıklama olarak da: "sizin de gözünüzün içine baka baka ananı yiyolar deseler siz de böyle yapardınız." demişler.

Yarıldım bildiğiniz. :D


yeni bi blog

öteki blogumun fazla ciddi olduğunu farkettim. hurafe murafe diyorum yazılara en altta ama baktım fazla ciddi oluyo, e ben de fazla ciddi bi insan değilim ki beni yanlış tanımayın diye miniblog tadında bi blog daha açtım. çok iyi de oldu çok güzel iyi oldu taam mı.